Hyunam-Dong Kitabevi: Sessizliğin ve Anlamın Peşinde 0-40
Sosyal ilişkiler, bağlar ve gördüğümüzü sansak da gözden kaçırdığımız, basit olduğunu düşündüğümüz hikayeler... Hyunam-Dong Kitabevi tam olarak bunu anlatıyor bizlere.

Kitap okumayı çok severim; bize hiç yaşamadığımız hayatların pencerelerini açar ve aslında ne kadar benzer hayatlarımız olduğunu gösterirler.
Hyunam-Dong Kitabevi, içerisindeki anlatımı gereğiyle olayları ve durumları ele alırken "ufak" olarak gördüğümüz şeylerin aslında hayatımızda ne kadar yer elde etmiş olduğunu ve bizlerin buna ne kadar bilinçsiz bir şekilde yaklaştığımızı gösteriyor.
Özel sandığımız bazı fikirler ve düşünceler, bizi farklı kılıyor gibi hissettirirken aslında başka insanlar tarafından da mı deneyimleniyorlar?
Kitabı okuduğumuz süre boyunca bunu düşünüyoruz. Her ne kadar biraz sonra kitabın kendisini ve 0 ile 40. sayfa aralığında olan olayları anlatacak olsam da size biraz önceki soruyu sormak istedim, çünkü bu kitabı bu kitap yapan yanın bu olduğunu düşünüyorum.
Her birimiz kendimiz olmaya, kendimizi ifade etmeye, hayatın içerisinde olmasa da bir yer bulmaya ve bu yeri korumaya çalışırken "deneyim" adı altında, kendimiz haricindeki insanların deneyimlediğinde üstesinden kalkamayacağı şeyler yaşıyoruz. Yoksa sadece bize mi öyle geliyor?
Mutluluğumuz, aslında deneyimlerimizden değil, hayata karşı yaklaşımımızdan ve elimizde olduğunu düşündüğümüz anları değerlendirme şeklimizden oluşurken, biz mi bunlara anlam veriyoruz?
Giriş
Kitap, ana karakterimiz olan Youngju'nun açmış olduğu kitabevinde geçiyor. İçeriye giren insanların, yazarın "benlik ve ruh" olan Youngju karakteriyle iletişime geçmesi ya da ana karakterimizin yaşamı sorgularken kendine "ne ve nasıl?" sorularını yöneltmesiyle ilerliyor.
Hikayenin başlarında her ne kadar ruh tek başına olsa da, sonradan zihni ve toplumda yaşamanın verdiği yükü temsilen hikayeye katılan yan bir karakterimiz olan Minjun ile tanışıyorlar. Minjun, yazının ilerleyen kısımlarında ifade edilecek olsa da basit bir ifadeyle; nerede ne demeye çalıştığından emin olmaya çalışan, hayatta yere sağlam basmaya çabalayan, düzgün adımlar atarken boşboğazlık etmeyen ve çevresindeki insanlara rahatsızlık vermemeye çalışan bir erkek modeli.
Minjun, ne zaman cevap vermeye çalışsa emin olmaya, yorgunluğunu gizlemekten çekinmemeye ve feragat etmeye çalışır. Bu durum, benliğimizin ve ruhumuzun "biz" dediğimiz şeyle konuşması sonrasında, o "biz"in belli sorulara cevap verememesi ve cevabını düşünmeye bile yorgunken yine de adım atmaya çalışmasına benzer.
Kitap İçerisindeki Ortamlar ve Hikayeler
Bir Kitapçı Nasıl Olmalı?
Bu kısım içerisinde insanın emeğinin, çabasının ve gayretinin aslında bireysel olduğu; sadece isteyerek bir şeyler başaramayacağımız ve adımın kendisinin yersiz ve yetersiz kaldığı anlatılır. "Yapmaya" çalışıyor gibi görünen insanların aslında çevresine verdiği imajdan bahsedilir.
Anlatıcı kitap içerisinde insanı yormaz. Karakterimizin çalışma ortamını eleştiren bir insanın aslında iyilik yapmaya çalışmak için geldiği üzerinden anlatısını başlatıp, rahatlık vermeye çalıştığı yerde rahatsızlık veren Youngju isimli ana karakterimizin aslında "daha iyisini yapmaya çalışıyorum" çabasını irdeler. Karakter, bu "daha iyisini" kısmını düşünmeye başladığında gerçekten iyiyi başarmaya başladığını gösterir.
Kitabın anlattığına göre, insan çabaladığı koşul ve durumda çevresindeki insanlar tarafından bir aksiyon halinde görülür. Ama aksiyonun kendisi her zaman planlanan geri dönüşü vermez. Bu yüzden de kitap içerisinde doğru aksiyon olarak gösterilen durum şudur: Samimi bir kitapçı sahibi olmak istiyorsan, önce ürünlerine, sonrasında da ürünlerin gösterimine değer vereceksin ki insanlar sattığın ve sunduğun ürünle bağ kurup kendilerinden bir parça bulsunlar.
Ana karakterimiz bu durumlar adına kitapların üstüne notlar yazmak, insanlara bu notları sevdirmeye çalışmak ve insanlara hitap edecek dillerde bunları ifade etmeye çabalamayı bir yol olarak görmüştür. İnsanlar da bu çabanın karşısında şaşkına dönüp notlara karşı merak salmalarıyla birlikte, çalışan müdürün aslında yaptığı işi ne kadar sevdiğini ve cana yakın olduğunu fark etmişlerdir.
Artık Ağlamaya Gerek Yok
Kitap içerisindeki bu kısımda, insanın üzüntülerine, kırgınlıklarına ve asıl değer vermesi gereken "benliğine" karşı attığı kötü adımlar anlatılır. Başa gelen üzücü durumlardan sonra üzülmeyi dahi unutan bir motifin, üzülebileceği zamana karar vermeye çalıştıktan sonra, üzülmesinin yeteceğini hissettiği o ana karar verebilmeyi deneyimleyip ne kadar şaşkın kaldığını gösterir.
"Hepimiz kötü şeyler yaşıyoruz, ama gerçekten ne yaşadığımızın farkında mıyız, yoksa sadece üzülmemeye çalışıp hissizleşmeye çalışırken kim olduğumuzu mu unutuyoruz; sonunda yeniden zorla hatırlamak ve yere sert basmak için?"
Hiç fark ettiniz mi? Üzüntü, kırgınlık ve yorgunluk kendisini insanlarda farklı gösterse de, çoğu insan buna karşı benzer bir tavır sergilemeye, savaşmaya ve mücadele etmeye çalışır.
İnsanın kendisiyle olan savaşını kazanması bir mağlubiyettir ve ilerinin utancı olacaktır.
Kitap, başa gelen kötü durumların başkalarının ağzından olsa da dinlenmesini, üzüntünün yorumlanmasını ve üzülmeye zaman tanınmasını telkin eder. Bugün üzülmemeye çalışmak, bu üzüntüyü yarına daha kötü olacak şekilde taşımaktır. İnsanın yaşadığı durumla mücadele etmesi yaşadığı üzüntüyü sadece daha çok zorlaştırır; onu dinlemeyi ve yorumlamaya çalışırken geçmişe salt üzüntüyle bakmaktan çok, yaşanılan olaylar olarak bakmayı tavsiye eder kitap, kendimizi sevmeye çalışarak.
Çünkü her ne kadar ağlasak da, her ne kadar üzülsek de zamanı geldiğinde bir gün üzülmemeye, kırılmamaya ve unutmaya başlarız. Bir gün uyandığımızda ne kadar normal ve sıradan olduğunu fark ederiz.
Bugün Hangi Kahveyi İçiyoruz?
Bu kısım, kitap içerisinde kitapçı için barista aranan kısımdır. Bizim ana karakterimiz her ne kadar kahve yapmayı bilse de, işi gereği bir barista tutması gerektiğini ve insanlar tarafından daha çok sevileceğiyle birlikte daha çok ilgi ve destek göreceğini bilir. Ne de olsa barista kahvelerle daha çok uğraşacak ve insanlara bir yüz olmasıyla birlikte, çalıştığı yerin daha güzel gözükmesini sağlayacaktır.
Barista olarak gelen karakterimiz, bana topluma olan yönümüzü ifade ediyor gibi hissettirdi. Kitabın bu noktasına kadar olan sohbetler insanın kendisiyle mücadelesinden ziyade düşünce antrenmanı şeklinde olsa da, bu noktadan sonra "kim" ve "neden" gibi sorulara daha çok sonuç aranıyor.
Barista olarak kabul edilen Minjun, genellikle düzgün cevaplar veremiyor. Ancak kitap bu durumu bir cehalet belirtisi olarak değil; sorunun kendisinin karmaşıklığı, ifade zorluğu ve cevap verdikten sonra kaybedeceğimiz ya da elde edeceğimiz şeyler olarak görüyor. Minjun, öncesinde kendisini güzel göstermek için çekingen de olsa kendini sevdirecek hareketler yapmaya çalışan, değer gördüğünü hissetmeyi seven, sonrasında da bu değere bir alışkanlık hissiyatı getirip bundan dolayı düzenli hobiler elde eden bir insan olarak resmediliyor.
Aralarındaki ufak sohbetler mutlu edici ve keyif verici bir şekilde hazırlanmış; insanın toplumla, kendisiyle ve yabancılığıyla kurduğu ilişkiyi, kendine olan güveni ve ihtiyacıyla harmanlayarak çok güzel anlatıyor.
Terk Edenlerin Hikayesi
Terk edenlerin hikayesi kısmı, vazgeçmeyi ve vazgeçmenin zorluğuyla birlikte cevabın kendisinin, cevabın öğretisinden daha değersiz olduğunu anlatıyor. İnsanın bir durumu sorarak öğrenmesindense "Ne olacağını görmek istiyorum" diyerek yaşamaya çalışmasını tavsiye ediyor.
Gerçekten doğru bir cevap var mıdır? Kitabın kendi içeriğine göre, ana karakterimiz aşık olduğu insanları tam olarak anlayamamakta, garipsemekte ve hayatlarını farklı bulmaktadır. Aşk ve tutkuyla yapılan işlerin bir devamlılığı olduğunu düşünüp "İnsanın bir nedeni varsa bu nedene sarılabilir" diye düşünmektedir.
Kitap içerisinde beraber olunan insanı, aşık olunan diğer insan için bırakma metaforu var ve bu metaforu çoğu yere uyarlayabiliriz:
- Geleceğini istediği gibi şekillendirmek için bilgisayar oyunlarını ders çalışmaya tercih etmemesi gerektiğini bilen bir öğrenci,
- Yapmayı istediği işine başlamak için mevcut işinden ayrılan bir çalışan,
- Ve yaşamak istediği ülkede yaşamak için ülkesini terk eden bir vatandaş gibi...
Ana karakterimiz, kendisinin aslında bir kitapçı açarak bu sevgisini ifade ettiğinin farkında değil; insanların hayatları boyunca yaptığı şeyleri nasıl görmezden geldiğini ve nasıl basitleştirdiğini de gösteriyor bu yönüyle. Birileri için başka şeyleri terk eden insanlar için "Ben yalnız da yaşarım" diyor ama kendisi kitapları sevdiği için kitapçı açtığını unutmuş durumda.
İyi Kitap Önermek
İyi kitap önermek kısmında işimizi ne kadar iyi yapıyor olsak da eksiklerimiz olabileceği anlatılıyor. Eğer hayata hazırlanmak istiyorsak, kitabın kendi ifadesiyle kendimizi bir kitapçıdaki kitaplarla sınırlamamalıyız; daha geniş bir pencereden bakabilmeli ve hayatı her yönüyle deneyimleyebilmeliyiz.
Kitabın bu kısmı, alakasız bir kitap tavsiyesiyle başlıyor, sonrasında da tavsiyeyi isteyen insanın "Tavsiye istediğim için affedersiniz, cevabı bilmenizi bekleyemezdim" demesiyle devam ediyor.
Hayal edelim; kaçımız sevdiğimiz insanlar gerçekten kötü durumdayken bizden yardım istediğinde "Bunu yapmalısın" diyerek onlara iyi gelebilecek bir tavsiye verebildi? Yoksa bizden tavsiye istedikleri için özür dilemek zorunda mı bıraktık onları?
Bu noktada ana karakterimiz "yapmanın" ve "çabanın" aslında alınan geri dönüşle anlam kazandığını fark ediyor. İnsanların üzüntüleri aslında birbirine çok yabancı görünse de, ancak birbirini anlamaya çalışan insanlar tarafından iyileştirilebilir.
Sessizliğin Saati, Sohbetin Saati
Burası benim en çok sevdiğim kısım. Burası, kabul gören insanın toplum içerisinde nasıl kendi olduğunu, nasıl kendini ifade ettiğini ve kendini ifade ederken nasıl özgün kalabildiğini anlatıyor.
Bizim "yabancılık" olarak atfettiğimiz şey, acaba kendimiz olmak ve özgür kalmak olabilir mi?
İlgili kısım, birebir ilişki içerisinde insanın sakinliğe ve kendisine zaman ayırmaya olan ihtiyacını açıklamaya çalışırken, aslında suçlu birinin olmadığını anlatıyor. Belki de herkes, sevdiği insanın yanında birazcık sessizliğe ve sakinliğe ihtiyaç duyar; sevdiği şeyleri yapmaya ortam arar ve değer verdiği bir alan içerisinde bunu yaparken durumun verdiği huzurla mutlu olmak ister.
Sürekli konuşmaya çalışmak, uzaklaşmayı istemektir belki aynı zamanda. Ve ilişkisi içinde suskun sanılan insanlar, belki de ilk defa mutlu oldukları için suskun olmayı seçmişlerdir; huzursuz bir ilişkiye sahip olmalarının dışında?
Kitap içerisinde geçen bir sözle bitirmek istiyorum:
"Sıkıcı bir yaşam kendimizi kurtarmamız gereken bir yaşam mıdır acaba? Öyle insanlar vardır ya, sahip oldukları hayatı bir anda bırakıp yeni bir hayata adım atan insanlar... Vardıkları yerde mutluluğu yakalayabiliyorlar mı acaba? Hayatın bir anlamı bence yok. Bu yüzden de herkes kendi hayatının anlamını bulmalı ve bir insanın hayatı da kendi anlamına göre değişir. Ama bulamıyorum. Nerede aramalı acaba hayatın anlamını, hayatın anlamı sevgide mi yoksa gerçek dostlukta mı? Veya bir kitapta mı? Bu kitabevinde olabilir mi? Bilemiyorum; çok zor."
Okuduğunuz için teşekkürler.