Koku ve tad
Tadını çok seviyorum hayatımın, kokusunu çok özledim kendimin. Keşke daha çok ben olsam, keşke kendimi daha çok sevsem, Keşke daha çok ben olsam, keşke kendimi daha çok özlesem.

Merhaba bir süredir gelmiyordum,
Son dönemler birazcık aklım karışıktı ve her ne kadar adım atmak istesem de öncesinde hayatımdan birkaç insanı uzaklaştırmam gerekiyordu.
Erkek olmak çok garip bir şey; ilk olarak, çabalıyor olman lazım ki insanlara hala yapabiliriz hissiyatını ver, arkasından da üzüntünü göster ki onlara da duygusal olabilecekleri bir alan ayarlamaya çalış. Unutmamalısın ki çok fazla duygusal alan ayarlamamak için kendin olmaya yeniden dönmen gerekecek ve bu kendi içinde yaşadığın her şeyi daha da zorlaştıracak, sonrasında da insanlar yaşamış olduğun şeyin bir aralık olduğunu düşünsün ve sorunun kendisine yeniden dönmeye çalıştığın aralıkta da dönebileceğin bir nokta olmamasını sağla.
Üzüntü veyahut içsel yalnızlık çok garip bir şey, yapmış olduğun şeyler hakkında "ben istedim" demek istiyorsun ama yaparken "gerçekten öyle mi oldu?" sorusunu sormaktan kaçınmak bence aslında gerçekten "ben istedim" diyebilmek.
Gerçekten, kaç farklı hobimiz ya da uğraşımız olması gerekiyor ki? Herkes zaten kendini tanımıyor mu? tanıyamıyorum kendimizi diye kurmuş olduğumuz cümle zaten anlama aşamasının bir evresi değil mi? Neden sürekli varoluşsal bir krizde gibi yaşıyoruz anlamıyorum.
Günün sonunda, değerli hissettiğim nokta "ben olduğum" diye bahsetmiş olduğum şeyse neden sürekli "ben" dediğim şeyi değiştirecek hareketler yapıyorum? Eğer gerçekten de "değişimin kendisi" değişimse bu onu "aslında hiç değişmeyen bir şey" yapmaz mı? En zeki olarak gördüğümüz insanlar donkişotçuluk oynamıyor mu sadece?
Düşünüyorum da insanı insan yaptığından şüphe ettiğimiz ama yine de kabul ettiğimiz aidiyet duygusu gibi hissiyatlar günün sonunda çoğu insan için aynı değil mi? Atmış olduğumuz adım ne kadar büyürse o kadar "sıradan" hissetmeye çalışmıyor muyuz? "kendimiz" gibi insanları bulmaya çalışmıyor muyuz?
İnsanlar anlaşılmayı severler, bazıları çizdiği bir resim üzerinden, bazıları da gelmiş olduğu bir mevkiye bakıp "ben başardım" der. Bunun kendisi de aslında "ben sizden farklıyım" derken ki "ben bunu yaptım." demesi değil midir? Alan ne olursa olsun, insan günün sonunda aynı yere varmaz mı? _ kendi olarak farklılaşıp ne kadar farklılaşırsa o kadar farklıyı aramaya çalışmaz mı?
Sylvia plath okumayı çok severim, çünkü günlük hayatı, günlük hayatla anlatır. Kendi kelimeleri, ifadeleri ve vurguları vardır. Objeler üstünden ve uygulayış yöntemi üzerinden hissiyatını anlatmaya çalışır, hayatı boyunca bir kadın olarak normal hissetmeye ve kendisi gibi hissetmeye çalışırken sırf kadın olduğu için farklı hissetmiş ve sonunda ölüm yakasını bırakmamıştır.
Diğer bir yandan da Soren Kierkegaard, kendi acılarını anlatırken "bir erkek bunları çekmelidir" edasıyla bahseder. Sylvia plath, nasıl bir kadın olduğu için acı çektiyse o da çekmiştir. Kierkegaard, evlenme fırsatını kasıtlı olarak elinin tersiyle ittikten sonra "çünkü onurlu olan budur" demiştir. plath de benzerini, bir kadın olarak en çok kadınlardan zarar gördüğünü fark ettiğinde "ben, böyle olmaya çalışıyorum" diyerek yanıtlamaya çalışmıştır.
Acılarımız ve üzüntülerimizle birlikte karakterlerimiz aslında düşündüğümüzden daha ortak.
Bir insan, erken yaşta çocuk sahibi olup çocukluğumu yaşayamadım ve büyük şeyler başaramadım, diyerek üzülebiliyor. Diğer bir yandan da Erken yaşta çocuk sahibi olmayan ve yuvadan uzak duran insanlar kendilerine "bak, büyük şeyler başardın" diyerek cevap vermeye çalışmıyor mu?
Kırık insanları biraz daha çok seviyorum, çünkü kendilerine verdikleri cevaplar her zaman daha komik ve eğlenceli oluyor. Çoğu insanın sahip olduğu "burada böyle olur" cevabında yaşadıkları sekmeleri görmek ve özel olarak sergiledikleri davranışları görmek hoşuma gidiyor.
Okuyor olduğumuz düşünürlere düşünür dememizde ki asıl neden yaşadıkları dönem içerisinde ki "fikrin" tersine bir şey üretmiş olmaları değil mi zaten?
Hegel: Aklını bir türlü toparlayamayan ve ne konuştuğunu muhtemelen kendisi bile anlamayan bir adam, anlayamamasını bile "aslında bu anlamdır" diyerek tanımayabilecek kadar deli birisi.
Kant: Reddetmemiz ve uzaklaşmamız gerekiyor diyerek bir fikir atıp "bu fikre yaklaşmamız gerekiyor" fikrini savunmaya çalışıp ortaya bir sürü hipotez atmaya çalışıyor ki en büyük hipotezi de "işleyen şeyi işler tutalım" Eğlence düşkünü herif ortaya yeni bir fikir bile atmıyor aslında, sadece o dönem denmesi korkuturucu bir şey diyor ve öldürülmüyor şanslı olduğu için.
Kierkegaard: Sürekli daha fazlasını yapmalıyım diye düşünen, odak bozukluğu olduğu için de obsesyona dönüştürüp "neden bu kadar çok takıyorum" diye ortaya fikirler atmaya çalışırken "benim kafaya takmam aslında tanrının bir ispatıdır, çünkü benim yarım olduğumun kanıtı düşünmem, ama bilememdir" gibi garip fikirler atıyor ortaya.
Komik insanlar aslında, birisi dindar, ama dine bağlamıyor. Diğeri otoriteyi seviyor, ama otoriteye bağlanamıyor. Bir diğeri de O kadar sıkıntılı bir zihne sahip ki dönemimden farklı bir insan olmak istiyorum derken hayata tutunmaya çalışıyor.
Bu insanları bence tam olarak bu nedenden dolayı seviyoruz, kırık oldukları ve farklı davrandıkları için.
Yanında aciz hissedebildiğimiz insan, bize en çok erkek hissettiren insan oluyor. Güçsüz yanlarımızı en çok gösterme şansı hissettiğimiz insan, bizi en güçlü kılan insan oluyor.
Belki de bizim gibi "delice" seçimler yapan insanlarla beraber olmaya çalışıyoruz ve o deli insanlarla beraber "yaptığımız şeyler çok normal insan hareketi aslında" diyerek mutlu olmaya çalışıyoruzdur.
Bazen çok merak ediyorum, hayatım boyunca farklı ve kendim olmaya çalışırken sıradan ve basit hissedeceğim bir durumda olmayı neden istiyorum diye. Üstte bahsettiğim insanlar da acaba "herkes bizim gibi olsaydı" mutlu olurduk diye düşünürken aynı zamanda da "iyi ki kimse ben değil" diyerek mutlu oluyor mudur ki?
Çok imreniyorum, birisi erken yaşta bir işe girişiyor, kendi gibi hissetmek için, başka birisi de erken yaşta hiçbir şey yapmamaya çalışıyor rahat bir hayatı hedefleyerek mutlu olmayı amaç gördüğü için.
Bugün gece hava bulutlu, bu havayı çok seviyorum. Özlediğim zamanlara götürüyor beni, yapmış olduğum şeylerin ağırlığını daha çok alıyor, normale göre çok daha fazla "acaba" diyorum.
Olduğum yerde sallanmayı çok seviyorum, ne yaptığımı unutarak bir şeyler yapmak çok güzel, yanlışlıkla bir şeyler yapmaktan gerçekten çok hoşlanıyorum çünkü onların sorumluluğunu daha çok alabiliyorum ben yaptım demesi daha kolay oluyor.
Kitap okumayı çok seviyorum, odaklanamayan ben aslında bir şeylere odaklandığını hissediyor, olmayan insanlarla konuşuyor ve onlarla konuşurken duruluyor. Bazen beynim konuşma onunla diyor, çoğu insana bir şeyler anlatırken bu kadar dinleyemiyorum, o yüzden konuşamıyorsam gitmeliyim oluyorum, ama verdiği ayrı bir huzur var onun da.
Bazen bir şeylere çok meraklı oluyorum, "yesem, tadı nasıldır acaba?" diyorum. Kokusunu hiç almadığım bir şeyin kokusunu özlüyorum, merak ediyorum ve "belki" diyorum.
Benim için en büyük koşturmaca sanırım bu, bir şeylerin kokusunu merak ederken olduğum insan olmaya devam etmek. Yeni şeyler denemek istiyorum, ama daha yapmam gereken şeyleri bitiremedim.
En çok hoşuma giden filmi ne zaman izlesem "bu sahneyi görmemiştim" dediğim bir durum oluyor ve o an fark ediyorum. "Ben bunu izlerken başka bir şeyi düşünmeye o kadar çok ihtiyacım vardı ki 8. izleyişte fark ediyorum bazı şeyleri"
Küçüklük neşemi aşamadım, bir şeylerin nasıl olacağını merak ediyorum, hani bir şeyleri birbirine vurmak istersin ya, ne olacak acaba dersin, hırsını atmak istersin. Ben bu sürece "insanları tanımak" diyorum. Acaba zaman geçtikçe nasıl bir hal alacak? diyorum içimden.
Tanışıklığım olan çok insan var aslında, beni tanıyan insanları çoğunlukla ben hatırlamam ne yazık ki acaba onlar da benim hakkımda "onun tadı ya da kokusu nasıl?" diyor mudur acaba? Yoksa birbirimizi çok hızlı affediyoruz ve yaşarken kendimizi yaşatmayı mı unutuyoruz?
Lise yıllarımda odağım çok bozuluyordu, ilaçlarla beraber biraz daha bozuldu ve ben de şöyle dedim "fahrettin, acaba istediğini ve düşündüğünü yaparsan ne olacak?"
Durup dururken dans etmeler, olduğum yerde ara sıra zıplamalar, insanların yapılması çok zor dediği şeylerin ne kadar basit olduğunu fark etmeler, çoğu insanın olmaz dediği durumların "kokusunu" merak etmem.
Kendimiz olmamız çok zor, ne kadar kendimiz olursak o kadar sıradan oluruz çünkü insanları farklılıkları sıradanlaştırır, asıl özel olanlar bu sıradanlığı bulup kendi gibi olmayı başaranlardır ki bunlar da "hayata tutunanlar" olarak geçerler.
Hissederek yaşamayı çok seviyorum "acaba olacak mı? dediğim her dakika, hata yaparsan kendin olarak yapacaksın bu yüzden de senin doğrun olacak, insan hata yapamaz ki yeni şeyler keşfeder" diyorum.
İnşa etmek neden bu kadar zor ki yıkımın kendisi de bir inşaat olarak düşünülünce, yenisi yapılıyor ve farklılık geçiriyor sonuçta, neden her şey bir oluşuma çıkıyor ki? Erkek olmak çok garip, hırsın senin içini yerken "yiyecek başka şey bul" diyemiyorsun ona, ona tadı ve kokusu güzel bir şey buluyorsun "hayat amacı" gibi.
Bazen, yatıp kalmak iyidir, işin olsa da dinlenmek, kendine ara sıra yalan söylemek, kendin ve mutlu olmak iyidir. Ne de olsa kendinin kokusuna ve tadına da ihtiyacın var, onu neden insanlardan saklıyorsun ki? Biraz daha öğrenmelisin.
Ben, özledim. Özlemeyi de özledim, bir şeyleri de özledim, ama neyi özledim tam olarak bilmiyorum, belki de rahatlığımı özledim, bir sürü şey yapmak rahat hissettiriyor, ama hiç rahat değil, yatıp dinlenmeye ve Path gibi meyve keserken aslında bunlar hayatı gösterir demeye ihtiyacım var.
Bugün, kendime ne kadar başarılı olduğumu söylememe gerek yok, çünkü bugün özel bir gün, yani illaki bir şeyler başarmışımdır, değil mi? Ne de olsa "kendim" dediğim insanı seviyorum artık, her ne kadar zor olsa ve yalnız hissettirse de.
Acaba, bu gece bulutlar çok olacak mı?
Acaba, bu gece bir şeyler unutacak mıyım?
Kendim olmak mutlu edecek mi?
Zihnimin biraz durduğunu hissedecek miyim?
Kaçan biri değilim, ama kovalayan tarafım sanırım.
Kovaladığım insanın kendim olduğunu fark ettim,
Bu beni, kendimden kaçan insan yapmaz mı?
Bütün çabalarım kendimden kaçarken yakalanmak mı?
Tadını çok seviyorum hatırladığım her şeyin,
her birini farklı hatırlıyorum olduğundan.
Kendi gözümden olan taraf gerçek mi ki?
Acaba doğruyu bilmek ne kadar mutlu ederdi beni?
Bu gece de mutlu olacağız, istediğimiz bulutlar dağılınca.
Bu gece de yüzümüz gülecek, gözlerimiz kapanınca.
Sabahleyin yaptığımız ilk şey unutmak olacak,
Kendi istediğimiz şekilde hatırlayacağımız şeyleri seçerken.